Archive

Archive for the ‘kefirin yararları’ Category

Eyl
04

KEFİRİN BİLİNMEYEN FAYDALARI

kefir-icerek-kilo-verin-diyet

Probiyotik kaynağı olarak bilinen kefirin insan sağlığına birçok faydası bulunuyor. Ayrıca kefir faydalarıyla doğal sağlık deposu görevini üstleniyor. Kefir, süt asidi ve alkol fermantasyonu ile yapılan, yoğurda benzer koyu kıvamlı, köpüklü, tadı hafif ekşi bir süt ürünüdür. Kefir mayası ve sütün mayalanması ile elde edilir. Kefirin içinde insan vücuduna oldukça yararlı probiyotik bakteriler vardır. Bu yararlı bakteriler bağışıklık sistemini güçlendirmekte, başta kanser olmak üzere alerjik rahatsızlık, iştahsızlık, uykusuzluk, verem , bronşit , astım, egzema ve daha bir çok hastalığa iyi gelmekte en önemlisi hastalıklara karşı direnç kazandırmaktadır. Kefir tam bir probiyotik deposudur.

KEFİRİN FAYDALARI
Boğazdaki balgam birikimlerine iyi gelir, tekrar oluşumunu engeller. Akciğer enfeksiyonlarına karşı savaşır. İçinde bulunan A vitamini ile göz sağlığında etkilidir. Kalp sağlığında koruyucudur. Vücuttaki fazla tuzun ve ödemin atılmasına yardımcı olur. Bağırsak enfeksiyonlarının tedavisinde etkilidir. Cilde sürüldüğünde oluşabilecek sivilcelerin önüne geçer. Kabızlığı önleyerek sindirimi kolaylaştırır. Antibiyotik etkisinin olması nedeniyle iltihaplı hastalıkların tedavisinde etkilidir. Kolesterolü düşürücü özelliği vardır.Dikkat eksikliğini düzenler. Midede biriken ve sorun teşkil eden gazları azaltır. Vücutta meydana gelen mantarlara iyi gelir. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsaklardaki tıkanıklığı giderir. Düzenli tüketildiğinde sinirleri gevşetir. Bunlara bağlı olarak kilo vermeye de yardımcı olur.

NE KADAR KEFİR TÜKETMELİ?

Kefir herhangi bir rahatsızlık olduğu için değil, mevcut sağlığın korunması için gün içinde 1 bardak tüketilebilir. Ancak tüketim miktarı tüketen kişinin yaşı ve ağırlığına göre farklılık gösterir. Bir içecek türü olan kefir yemeklerle beraber içilebileceği gibi ayrı olarak da içilebilir. Fazla kilolu olan kişiler yağsız süt kullanarak elde edilen kefiri tüketmeli. Eğer kefir herhangi bir hastalığa karşı tedavi amacı ile içiliyorsa 1 bardaktan fazla da tüketilebilir. Bu konuda bir uzmana danışmakta fayda vardır.

Kefirde bulunan bakteri ve mayalar, mide içerisinde parçalanmamış besinlerin sindirimine yardımcı olarak besin kaybını önler. Mide ve bağırsaklarda şişkinlik yapmaz. Ancak bilinmesi gerekir ki kefir asla bir ilaç değildir.

, , , , , , ,

Ağu
29

Stony Brook University Cancer Center’in onkoloji diyetisyenlerinden Jennifer Fitzgibbon’ un kefir hakkındaki görüşleri:

Fermente bir süt ürünü olan kefirin kökeni Kafkasya’ dır; Doğu Avrupa, Rusya ve Güneybatı Asya’ da çok popülerdir.

Kefir, kefir tanelerinin kültürü ile elde edilir.

Karnabahara benzeyen bu taneler, laktik asit ve maya hücrelerinin kültürüyle üretilir.

Kültür de baz olarak hayvan sütü, soya sütü, hindistancevizi sütü, meyve suyu ve şeker ve melas solüsyonları kullanılır.

Kefir taneleri bu baza konur ve fermente olması sağlanır, içmeden önce bu taneler süzülerek ayrılır.

Kefirin tadı ayrana benzer ama daha ekşidir.

Neden kefir?

Kefirin en önemli özelliği probiyotik ve prebiyotiklerden zengin olmasıdır.

Kefirde 30 kadar değişik türlerden mikroorganizma bulunması onu diğer fermente ürünlerden farklı kılar.

Probiyotikler, hem sindirime yardım eder hem de zararlı bakterilerin üremesini önler.

Prebiyotikler ise probiyotiklerin yakıt olarak kullandıkları karbonhidratlardır.

Kefirde ayrıca kalsiyum, protein ve B vitaminleri de vardır.

Brezilya’ da yapılan bir araştırmada kefirden yapılan bir jelin farelerde yaraların daha çabuk iyileşmesini sağladığı belirlendi.

Bükreş Üniversitesinin araştırmasında da kefirin antibakteriyel özellikleri ortaya kondu.

Türkiye’ de yapılan araştırma ise kefirin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini gösteriyor.

Japon uzmanlar kefirin kansere karşı koruyucu olduğunu iddia ediyorlar.

Hayvanlarda yapılan araştırmalar kefirin obezite ve pre-diyabetin temel işareti olan enflamasyonu baskıladığını gözler önüne seriyor.

Kefir anti-enflamatuar bir ürün olarak kabul ediliyor.

Kefir genellikle tek hücreli, bazı türleri ise çok hücreli ökaryot yapılı mantarlardan mayadan üretilmelerine karşılık zararlı mayalara karşı savaşta da faydalıdır.

Özellikle de evde yapılan kefirin vücuttaki fazla mayaların yok edilmesinde çok büyük rolü vardır.

Tekrarlayıcı maya enfeksiyonları veya bir antibiyotik alınmasından sonra ortaya çıkan mayalardan şikâyetçi olan kadınlarda evde keçi sütü, organik süt veya Hindistan cevizi sütünden yapılan kefir bağırsaklarda dost bakterilerin tekrar çoğalmasını sağlar.

Süte karşı tahammülsüzlüğü olanlar da kefiri rahatlıkla tüketebilirler çünkü laktik asit bakterileri sütteki laktoz şekerini parçalarlar.

Kefir adı Türkçe keyif kelimesinden gelir.

Kaynak:

http://www.livescience.com/55807-kefir.html

,

Ağu
19

Kefirin sağlık açısından dolu faydası olduğunu her yerde okuyoruz. Bunların hepsi doğru ve kefir sayesinde Tibetliler 100 seneden fazla yaşıyorlar. Ama marketlerde satılan kefirin evde yapılan kefirle alakası yok.kefir-icerek-kilo-verin-diyet

İşte bu yazıda evde nasıl kefir yapabileceğiniz göstereceğiz.

Ev yapımı kefir hazırlamak için öncelikle bir süzgece ihtiyacınız var. Sonra kefir tanelerini plastik süzgece koyup suyunun süzülmesi için bir gece bekletmeniz gerek. Sabah kefir tanelerini soğuk suyla durulayın. Süt ve süt tortularının tamamen temizlenmesi için iyice duruladığınıza emin olun.

Kefir tanelerinin hepsi iyice yıkandığında, cam bir kavanoza koyun ve üzerlerine oda sıcaklığına getirilmiş tatlı inek veya keçi sütü dökün.

Sonra kefir tanelerinin üzerini bir bezle örtün ve karanlık bir yerde en az 24 saat bekletin. 24 saat sonunda kefiri süzüp için.

Bir ay boyunca her gün kefir içmelisiniz.

Düz bir karın için kefir için

Düz bir karın için kefir için

Sadece 1 hafta sonunda pantolonlarınızın belinin daha rahat olduğunu görecek ve 3. haftanın sonunda karnınız çok daha incelmiş olacak.

Bu tarifi tüketerek bir ayda 3 kilo vereceksiniz!

En iyi tarafı da beslenme şeklinizi değiştirmeniz gerekmemesi. Tüm yapmanız gereken günlük beslenmenize kefiri ilave etmek.

Ağu
16

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceyna Uysal, kanser hastalarına mayalanmış bir süt içeceği olan kefir önerisinde bulundu.

Kefirin kan kolesterolü, laktoz intoleransi, kanser, diyabet, bağışıklık sistemi, sindirim sistemi, bağışıklık sistemi hastalıkları ve bağırsak mikroflorası anemileri gibi birçok rahatsızlık üzerine olumlu etkisi olduğunu belirten Uysal, “Kefir kökenini Kafkaslar’dan alan fermente bir süt ürünüdür. Karnabahar, patlamış mısır görünümünde yumuşak beyaz veya sarımtırak renkte düzensiz partiküllerdir. Kefir içerisinde birçok yararlı mikroorganizmalar barındırır. Sevinç iksiri, gençlik iksiri olarakta bilinmektedir” dedi.

Hazırlanışı hakkında bilgi veren Uysal, “Yaklaşık bir kilo süte ceviz büyüklüğünde kefir mayası yeterlidir. Kefir yapmak için ılık sütünüzü cam kavanoza alınız. İçerisine kefir mayasını ilave edip 24 saate yakın bekletiniz. Kefir mayalandıktan sonra yoğurt kıvamında yoğun bir hal alıyor. Mayalandıktan sonra plastik süzgeç yardımı ile süzdüğünüzde hem kefir mayanız hazır oluyor hem de kefir içilecek kıvama gelmiş bulunuyor. Kefir yaparken dikkat etmemiz gereken en iyi nokta metal hiçbir ürünü değdirmemek olmalıdır çünkü yararlı maddelerin kaybolmasına neden olabilir” diye konuştu.

GÜNLÜK KALSİYUM MİKTARININ YÜZDE 30’UNU KARŞILIYOR
Kefirin sağlık üzerine etkisi ile ilgili yapılmış birçok çalışma bulunduğunu kaydeden Uysal, “Yarım yağlı sütten yapılmış 1 su bardağı kefir yaklaşık 120 kalori olup günlük alınması gereken kalsiyum miktarının da yüzde 30’unu karşılamaktadır. Özellikle kanser hastaları günde 1 bardak kefir tüketsinler. Sindirim sistemi, bağışıklık sistemi, kabızlık ile ilgili rahatsızlığı olan kişilerin DE günde bir su bardağı kadar kefiri tüketmesi mutlaka gereklidir” dedi.

, , , ,

Tem
08

misafirlerinize ayran ve kefir ikram edin prof gunseli surdum
Ramazan ayı süresince dinlenme halinde olan sindirim sistemi, bayramın gelmesiyle beraber bol yağlı ve şekerli gıdaların tüketimi ile menfi etkileniyor.

Prof. Dr. Günsel Şurdum Avcı, şekerin sağlığa zararlarına dikkat çekerek, “Ramazan orucu sindirim sistemi açısından faydalı. Söz konusu faydalar, Ramazan Bayramı’nda aşırı derecede tüketilen tatlı yiyecek ve içecekler ile etkisini yitiriyor. Vücutta şok etkisi yaratmamak ve dinlenen sindirim sistemini yine yormamak için tatlı gıdalardan ırak durup, ayran ve kefir tüketimini artırmak gerekir.” dedi.

Prof. Dr. Günsel Avcı, şunları kaydetti: “Bayramda ziyarete gelen konuklara, genellikle şeker oranı yüksek tatlılar ve beraberinde şekerli içecekler ikram ediliyor. Toplumumuz da bu konuda geleneksel bir tutum laf konusu. Fakat laf konusu adam sağlığı ise bir takım alışkanlıklardan vazgeçmek gerekiyor. Gün içinde bir kaç ziyaret yapan bir şahıs, her gittiği yerde bu cin ikramlarla karşılaştığında, vücuduna yüksek oranda şeker giriyor. Dolayısıyla konuklarımızı iyi ağırlamak için sunduğumuz bu cin gıdalar, vücudun tahribatını artırarak adeta zehirlenmeye ne sebepten oluyor.”

ŞEKER HASTALIĞI KALP HASTALIĞININ EN ÖNEMLİ NEDENİ!

Şekerin alışkanlık ve bağımlılık yapan bir madde olduğuna değinen Prof. Avcı, şeker oranı yüksek besinlerle beslenmenin zararları ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Şekerli besinler kan şekerinin hızla yükselmesine, bunu düşürmek için pankreastan fazlaca insülin salgılanmasına yol açmakta. Fazla salgılanan insülin, kan şekerinin birden düşmesine ne sebepten olarak, acıkma hissi, çarpıntı, ter basması gibi belirtilerle, adamı yine şekerli gıdalar almaya yönlendiriyor. Sürekli şekerli gıdalara düşkün olan kimselerde bu vaziyet bir süre devam ettikten sonra, pankreas yorgun düşmekte, salgıladığı insülin kan şekerini düşürmeye yeterli olamamakta, aşırı susuzluk hissi, çok su içme, çok idrara çıkma yakınmaları ile şeker hastalığı ortaya çıkmaktadır. Şeker hastalığı ise, damar sertliği ve kalp krizlerine yol açan kalp hastalığının en mühim nedenidir.”

BAYRAMDA ŞİŞMANLAMAYIN!

Prof. Avcı, şekerli besinlere düşkün olanlarda, kanda insülin değerlerinin de daimi yüksek seyrettiğini, yüksek insülin ile şekerin fazlasının yağ olarak vücudun değişik bölgelerinde ve organlarda depolandığını vurgulayarak, bunun da şişmanlığa, kronik yorgunluğa, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, şeker, kalp-damar, karaciğer ve böbrek, kanser gibi ağırbaşlı birçok hastalığa ne sebepten olduğunu belirtti.

Yenilen derhal her gıda maddesinde şekerin de bulunduğuna ve vücudun ihtiyacı olan şekeri bu besinlerden karşılayabileceğine dikkat çeken Prof. Avcı, “Özellikle çocuklarımızı ufak yaşta şekerli besinlere alıştırmamaya itina gösterelim. Bayramda konuklarımızı, az şekerli yiyeceklerle, meşrubat olarak ise ayran ya da kefir ikram ederek ağırlayalım.” dedi

, , , ,

Haz
27

Ramazan ayının sonlarına yaklaşırken; oruçlu olan kişilerin büyük çoğunluğunda kabızlık, hazımsızlık şikayetleri yaşanıyor. Oruç tutarken bu sıkıntıların daha sık yaşanmasının başlıca sebepleri; yetersiz su, probiyotik, posa alımı ve hareketsizlik. Uzmanlar bu nedenle probiyotik kullanılmasını öneriyor.

Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger bu tür sorunların yaşanmaması ve sindirim sisteminin dengesinin korunmasında probiyotiklerin önemine dikkat çekerek, Ramazan ayından sonra da vücudun normal dengesine çabuk ulaşabilmesi için özellikle probiyotik kullanımının önemine vurgu yaptı.
Ramazan ayında oruç tutanlarda sıklıkla karşılaşılan sindirim sistemi şikayetlerini en aza indirmek için ip uçları veren Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger, 4 adımda kabızlık, hazımsızlık gibi sıkıntılardan kurtulmanın mümkün olduğunu belirtiyor.
1-Daha fazla su için!
2-Posa tüketiminizi arttırın!
3-Hareketinizi arttırın!
4-Sahur ve iftar menünüze probiyotikleri ekleyin.
Sahurda ortalama 1lt. yani 5 bardak, iftar ve sonrasında da 1,5 lt. yani 7 bardak su için.
Sahur ve iftarda bolca salata veya sebze söğüş, iki öğünden en az birinde sebze yemeği tüketmeye özen gösterin. Sahur ve iftar sonrası meyve yemeyi ihmal etmeyin. Daha fazla posa alımı için ramazan pidesini ve ekmeklerinizi koyu renkli tercih edin.
İftar sonrası 40 dakika hafif tempo yürüyüş yaparak kabızlıktan kurtulmanız mümkün. Düzenli fiziksel aktivite yapmak, sindirim sistemini olumlu yönde etkiler. Bugün itibariyle iftar sonrası yürüyüşlerinize başlamalısınız.
Probiyotikler yani faydalı bakteriler sindirim sistemimizin dostudur. Oruç tutarken, günlük probiyotik alımınızı arttırarak kabızlıktan kurtulabilirsiniz. Öğünlerde yoğurt ve kefir tüketebilirsiniz.

, ,

Haz
06

Dr.Fevzi Özgönül, iftarda ekmekten uzak durulması gerektiğini söyledi.
“Ramazan ayının bedenimiz için ayrı bir önemi vardır. Bedenimizi düzenli ve ritmik yemek yemeye teşvik eder. Ayrıca uzun açlık dönemlerinde sindirim sistemini tembellikten kurtarır” diyen Dr.Fevzi Özgönül, “İftar sofrasına oturduğunuzda acele etmeyin özellikle kilo problemi yaşıyorsanız hemen eliniz ekmeğe veya pideye gitmesin. Karnınızı hamurla doldurmayın.Ana yemekten başlayın ve özellikle besin değeri en yüksek yemekler tüketerek karnınızı doyurun” dedi.
Ramazan ayında da sağlıklı olabilmek için ayrıca vücudumuzun ve sindirim sisteminin güçlenmesini sağlayabilmek için 7 kurala uymamız gerektiğini söyleyen Dr.Fevzi Özgönül, “Bu kurallara uyarsanız hem Ramazan Ayı çok rahat geçer hem de bu mükemmel arınma ve güçlenme fırsatını boşa geçirmemiş olursunuz” dedi.
Dr.Fevzi Özgönül’e göre 7 kural şöyle;
“Orucunuzu açarken çorba ile başlamayın ideal olan bir zeytin veya hurma, badem, fındık veya ceviz yanında bir parça peynir veya 1 kaşık yoğurt ile orucunuzu açın. Sonrasında sindirim sisteminin uyanması ve faaliyetini rahat yaşayabilmesi için 10-15 dakika dinlendirin. Bu süre içinde ya namazınızı kılın veya hafif bir egzersiz yapın. Orucunuzu açarken 1 -2 bardak sudan fazla su içmeyin.
İftar sofrasına oturduğunuzda acele etmeyin kilo problemi yaşıyorsanız hemen eliniz ekmeğe veya pideye gitmesin ana yemekten başlayarak sırası ile sofradan karnınızı doyurun. Mümkün olduğunca yavaş yiyin ve çok çiğneyin. Yiyeceğiniz her şeyi, meyve dahil sofradan kalkmadan iyin ve çorbanızı en son için. Böylece sindirimi çok rahatlatmış olursunuz.
İftar sofrasından kalktıktan sonra kesinlikle çiğnenip yutulacak katı bir yiyecek yemeyin. İftar sofrasından sonra çay veya kahve yanında yenilen meyve veya börek kurabiye, tatlı gibi atıştırmalıklar sindirim sisteminiz yorar ve iftar yemeğinin tam sindirilmesini engeller. Bu dönemde bol sıvı almaya gayret edin. Suyu ve benzeri içecekleri yemekten en az 1 saat sonra içmeye başlayın ki sindirim sisteminiz rahatsız olmasın.
Gidebiliyorsanız Teravih namazı için camiyi ziyaret edin.Eğer olanağınız yoksa da, evin içinde olsun iftardan 1 saat sonra hareket etmeye gayret edin.
Akşam iftar yemeğinden yaklaşık 3 saat kadar sonra bir kase yoğurt içine probiyotik toz katarak yemenizde fayda vardır. Bunu kefir içerekte gerçekleştirebilirsiniz. Bu sizin hem ertesi gün daha az acıkmanızı hem susuzluk şikayetinizin azalmasını hem de yediğiniz yemeklerin daha rahat sindirilmesini sağlar.
Bazı kişiler uyuyamaz ve sahura kadar oturup sohbet etmekten hoşlanırlar. Sindirim sisteminizi rahatlatmak için sahura kadar en azından 1-2 saat uzanır pozisyonda dinlenin ki otururken sindirim sisteminize yaptığınız baskı azalsın.”

, , ,

May
20

İnsan vücudunda çok sayıda mikroorganizma bulunmaktadır. Bu mikroorganizmaların büyük çoğunluğunu bakteriler oluşturur. Bağırsak florasının metabolik etkilerinden dolayı bilim adamları son zamanlarda barsak sistemini bir organ gibi nitelendirirler. Peki, hiç düşündünüz mü barsak floranızdaki bakteri düzensizliğinin kilo almanız ile alakalı olabileceğini?
kefir-bagirsak-florasi

Son yıllarda yapılan çalışmalarda barsak florasında bulunan bakterilerin oluşturduğu floradaki düzensizliklerin obezite, metabolik sendrom, diyabet ve atreoskleroza (kalp hastalıklarına) neden olduğunu tespit etmişlerdir.  Bağırsak florasında, birçok bakteri bulunur ve birbirleri arasında pozitif bir denge olan dinamik bir topluluktur. Olumsuz koşullarda bu denge negatif etkilenir. BAĞIRSAK FLORASI NELERDEN ETKİLENİR?

Düz bir karın için kefir için

Düz bir karın için kefir için

Modern çağın sağlıksız beslenme düzeni Antibiyotik kullanımı Ateşli hastalıklar da İshal durumlarında Bağışıklık sisteminizin düşmesinde Hareketsizlik Su içmemek Bunların hepsi bağırsak florasını bozar. Bu sistemin bozulması kilo almanızı tetikleyen önemli durumlardan biridir. Obezite ile ilişkisine baktığımızda barsak floramızda bazı bakteriler sayısının azalması kilo alma ile sonuçlandığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Doğal probiyotik içeren besinler; yoğurt, kefir. Bu besinleri günlük düzenli tüketmemiz gerekir. Koloni oluşturan probiyotikler yukarıda yazıldığı (kötü beslenme, antiyotik kullanımı, ishal vs.) durumlarda azalır. Bu sağlık durumlarında kefir mayası ile evde kefir ve yoğurt üretip doğru probiyotik alınarak tedavi edilmelidir.

DOĞAL PROBİYOTİK NASIL OLMALI?

Canlı şekilde kalıp, barsağa ulaşmalıdır. Mide asidine ve safra tuzuna dayanıklı olmalıdır. Barsağa ulaşan probiyotik burada koloni oluşturmalıdır. Bazı ve tekrarlayan durumlarda belli bir süre düzenli olarak alınması gerekir.  Probiyotikleri en önemli ikinci görevi immün sitemi yani bağışıklığınızı güçlendiriyor. Yaşamında yoğun ve yorgun geçireceğiniz dönemlerde immün sisteminizi daha da güçlendirmeniz gerekir. Günlük probiyotik içeren besinlerin tüketimini artırın . Barsak florasındaki bakteri düzensizliği diyabet, metabolik sendrom ve obeziteye neden olduğu bilimsel çalışmalarda giderek daha fazla vurgulanmaktadır.  Doğal probiyotik kullanımını artıran beslenme stratejileri giderek artırılması,kefir gibi doğal probiyotiklerin daha fazla tüketilmesi gerekmetir.  Daha sağlıklı barsak sistemiyle daha az metabolik hastalıkların yaşanması, güçlü barsak sistemiyle güçlü bağışıklık sisteminizin olması dileğiyle.

, , ,

May
13

Bahar aylarında doğanın canlanması ve dışarıda geçirilen sürenin artması ile birlikte alerji şikâyetlerinde de artış yaşanıyor. Kişinin günlük yaşamında zor anlar yaşamasına neden olan bahar alerjilerine karşı bazı önlemler almak bu mevsimin sağlıklı atlatılabilmesine yardımcı oluyor

Çoğunlukla bahar alerjisi olarak bahsedilen alerjik rinite sebep olan en önemli etkenlerden biri polenlerdir. Aslında polenler sadece bahar döneminde değil yıl boyunca yayılmaktadır. Ancak bahar aylarında havanın daha kuru ve rüzgarlı olması ve insanların daha çok dışarıda bulunması rahatsızlığın görülme sıklığını da arttırmaktadır. Memorial Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İlkay Keskinel, bahar alerjileri konusunda dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. Uz. Dr. İlkay Keskinel’in alerji ile ilgili tespit ve tavsiyelerini birlikte okuyalım…

Alerjik rinitin; saman nezlesi, bahar alerjileri gibi mevsimsel ya da ev tozu akarları, hayvan alerjileri gibi yıl boyunca devam eden türleri bulunmaktadır. Alerjik rinit, enfeksiyon kaynaklı olmayan bir nezledir. Genel olarak her 5 kişiden biri alerjik bir sorun yaşayabilmektedir. Alerjik rinitin dünyada görülme sıklığı ise %20-40’tır.

GÖZLER KIZARIYOR, KAŞINIYOR SULANIYORSA…

Gözlerde akma, kızarıklık, kaşıntı ve sulanma, burun akıntısı ve tıkanıklığı, hapşırma, geniz akıntısı, koku alma güçlüğü, göz çevresi renginde koyulaşma gibi belirtilerle kendini gösteren bahar alerjileri çoğu zaman enfeksiyon nedeni ile oluşan soğuk algınlığı belirtileri ile karıştırılabilmektedir. Belirtilerin sıklıkla tekrarlaması, açık havada ve bahar aylarında bu şikâyetlerin artması önemli bir ayrıntıdır.

HER İKİ EBEVEYNDE DE VARSA RİSK YÜZDE 60 ARTAR

Genetik eğilim alerjik rinit için en önemli risk faktörüdür. Ebeveynlerinden birinde alerjik rinit olması, çocukta bu hastalığın gelişme riskini yüzde 30, her ikisinde de olması yüzde 60 yapmaktadır. Herhangi bir alerjiye eğilimi olan kişilerde bahar alerjisi olma olasılığı daha fazladır. Örneğin bağırsak alerjisi olan bir kişinin polen alerjisi olma ihtimali hiçbir alerjisi olmayan kişilere göre daha fazladır. Yine astımı olan bireylerde de alerjik rinitin gelişme riski hiç alerjik olmayan bireylere göre daha yüksektir.

VÜCUT ALERJENE KALDIKÇA DİRENÇ KAZANMAZ

Alerji, genetik eğilimi olan kişilerde çevresel faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkabilmektedir. Alerjik rinitte çevresel faktörler de önemlidir. Alerjenlere maruz kalarak alerjiye direnç kazanma gibi bir durum söz konusu değildir. Bu durum tam tersi alerji riskini arttırmaktadır. Genetik bir yatkınlık söz konusuysa ve sürekli alerjenlere maruz kalınıyorsa örneğin evde kedi besleme, tüylü halılar kullanma gibi davranışlar alerjik rinit gelişimini hızlandırabilir.

ZAYIF BİR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ORTAM SAĞLAR

Alerjiyi engellemek için en başta bağışıklık sistemini güçlü tutmak gerekmektedir. Bağışıklık sisteminin iyi çalışmasının anahtarı da dengeli beslenmedir. Sağlıklı koşullarda üretilmiş ve hazırlanmış besinleri, dengeli bir biçimde tüketmek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Tek tip bir besin grubunu öne çıkaran (protein, karbonhidrat gibi) diyetlerden uzak durulmalıdır. Beslenme planında her besin grubu yer almalıdır. Taze sebze ve meyveler içerdikleri doğal vitaminler ve diğer antioksidanlar aracılığıyla, bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olurlar. Ev yoğurdu, kefir, lifli besinler gibi pre ve probiyotikler, mide-bağırsak sisteminin sağlıklı işleyişini sağlamaktadır.

PRATİK TESTLERLE ALERJENLER BELİRLENEBİLİYOR

Bahar alerjisi diğer adıyla saman nezlesinden korunmak için ilk adım alerjiye sebep olan alerjenin belirlenmesidir. Hızlı ve kolay uygulanan deri ya da kan testleri ile kişinin neye karşı alerjisi olduğu belirlenebilir. Deri testinde, cilt üzerine alerjenler uygulanmaktadır. Cilt bu alerjenlere tepkisini göstermektedir. Alerjik rinit tanısı için kan testi de uygulanabilmektedir. Yine hekim muayenesi ile mukozalar incelenebilmektedir.

İLAÇ VE AŞI İLE TEDAVİ SAĞLANABİLİR

Tedavide alerji önleyici ilaçlardan da yararlanılabilir. Ağızdan alınan tabletler şeklinde ya da burundan sıkılan spreyler ile tedavi sağlanmaktadır. Ancak alerjik hastalıklarda en temel tedavi için alerjenden uzak durmak gerekir. Polen mevsiminde toz, sigara dumanı, boya kokusu, parfüm gibi iritanlardan uzak durmak, polen alerjisi olan kişinin şikâyetlerinin ağırlaşmasını engeller. Uygun kişilerde aşı tedavisi de belirtilerin giderilmesine yardımcı olacaktır.

ALERJİDEN KORUYAN ÖNLEMLER!

• Ev veya çalışma ortamı sabah saatlerinde havalandırılmamalı

• Dışarıdan eve girildiğinde giysiler değiştirilmeli ve yıkanmadan tekrar giyilmemeli

• Polenlerin saçlara yapışma olasılığına karşı saçlar yıkanmalı

• Yıkanan çamaşırlar için mümkünse çamaşır kurutma makinesi kullanılmalı

• Araba ile yolculuk yapıldığında camlar kapalı tutulmalı

• Araçların düzenli olarak polen filtreleri değiştirilmeli

• Dış alanlarda polen maskesi kullanılmalı

• Polen mevsiminde açık havada spor yapılmamalı

• Gözlerin yan taraflarını kapatan güneş gözlükleri kullanılmalı

• Şikâyetler 1-2 hafta devam ediyorsa mutlaka bir hekime başvurulmalı

, , , , , , , , ,

Nis
12

Kefir’in ne olduğunu açıklayan Diyetisyen Üstbaş; “Hepinizin merak ettiği kefire bu yazımda değinmek istedim. Öncelikle kefir nedir bunu açıklayalım. Kefir Kafkasya da yaşayan insanların sıklıkla kullandıkları sütün mayalandırılmasıyla elde edilen süt ürünüdür. Peki bu kefirin faydaları nelerdir ? Mayalanma sırasında içerisinde çoğalan yararlı bakteri ve mayalar, vücuda giren zararlı mikropların etkisini azaltabilmektedir. Barsak enfeksiyonlarında (ishal,dizanteri,kolera vb. ) yararlıdır. Sedef, egzama, çıban gibi deri hastalıklarında, yüksek tansiyonda kefirin yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Süte göre kefirin sindirimi kolaydır. Laktozu sindiremedikleri için süt içtiğinde karın ağrısı, ishal gibi belirti görülenler için kefir uygun olur. Kanser riskini azaltır. Kolesterol düzeyini düşürür. Kalsiyumun biyoyararlılığını arttırarak kemik sağlığının korunmasına yardımcı olur. Bağışıklık sistemini düzenler; bağışıklığımız arttırır. Kronik böbrek yetmezliğinde ince barsakta oluşan bakterilere probiyotik fayda gösterir. Sindirim sistemimiz ne kadar düzgün çalışırsa zayıflamamız o kadar kolay olur bu yüzden kefir zayıflamaya yardımcı olur.

Kefirin faydalarını anlattık sıra yapım aşamasında bu faydalı besinin nasıl yapılacağını açıklayalım. Kefir yapımı için laktik asit ve streptokok grubundan bakterilerle mayaların bulunduğu kefir daneleri gereklidir. Kefir daneleri ılık bir suda (30-32 C ) 3 saat ıslatılır. Bu süre içerisinde daneler su çekerek şişer. Yüzeyde şişerek karnabahar görümünü almış kefir daneleri alınır ve su ile yıkandıktan sonra sterilize edilmiş ve soğutulmuş yağsız süte 1 kısım kefir danesi, 3 kısım süt olmak üzere aşılanır. Karışım 10-20 C de 24 saat mayalanmaya bırakılır. Mayalanma sonucunda yüzeydeki daneler artık çalışır duruma gelmiştir. Önceden kaynatılmış ve soğutulmuş sütün kilosuna bu danelerden 20-30 gr eklenerek üzeri temiz bezle kapatılır. Serin bir yerde 8-14 saat tutulur. Bu sürede sık sık karştırılır ve sürenin sonucunda süzülerek kefir daneleri ayrılır ve danesiz kısım şişelere konarak 1-2 gün bekledikten sonra kullanılır. İyi bir kefir akıcı kıvamda ve parlak görünüşlüdür. Kefir serin yerde saklanmalıdır oda sıcaklığında bozulur Şimdi herkes günlük beslenmesine 1 bardak kefir eklesin.” dedi.

,