Aydın Demirer: Kendinizi ve ofisinizi gripten kefir içerek koruyun

By | Şubat 26, 2012

Kış hastalıkları, ne kadar korunursanız korunun, gelip sizi bulur. Bulduğu zaman da tatsızlık başlar. Kırılırsınız, dökülürsünüz, ayağa kalkıp işe gidebilecek kadar haliniz varsa sürünerek gidersiniz ama veriminiz müthiş düşüktür.
Çoğu zaman da ateşlenip yorgan döşek yatarsınız. Müthiş bitkinsinizdir ve kolay kolay toparlanamazsınız. İşler sizi bekler, şirket de sizin kadar zarar görür çalışanların hasta olmasından.
İçinde bulunduğumuz kış aylarında da pek çok arkadaşım en az birer hafta yattılar. Toplantılar, yeni proje görüşmeleri de onlarla birlikte yattı.
Bana gelince…
Bende faranjit var. Çoğumuzun yakından bildiği gibi ilacı filan olmayan, insanı fena halde süründüren bir hastalık. İş yerine bir mikrop gelsin önce ben alır, herkesten de sonra iyileşirdim.
Geçmiş zaman kullanıyorum, çünkü şeytan kulağına kurşun, üç yıldır hiç hastalanmadım.
Evet. Tahmin ettiniz. Özel bir formülüm var.
Ama sihirli değil, harcıâlem bir formül bu. 

Boza ve kefir 
Bu formülü, bir gün evde zap yaparken tesadüfen öğrendim. Bir doktor ekrandaydı ve konu bağışıklık sistemiydi. Doktor, bağışıklığı geliştirecek iki içeceğin adını saydı. Bunlardan biri kefir, diğeri bozaydı.
Ben de, en yakın markete gidip ikisinden de birer şişe aldım. Sabahları kefir içmeye başladım.
Akşamları da boza. Ve hasta olmamayı başardım. Yalnız bir uyarıda bulunayım boza, kış aylarının denk geldiği altı ay var, altı ay yok.
15 Ekim’de marketlere verilmeye başlanıyor, 15 Nisan’da da dağıtımına son veriliyor.
Bu yazıyı yazmadan önce, internetten biraz bilgi aldım. Kefir ile bozanın tarihinin Orta Asya’ya, atalarımıza kadar gittiğini öğrendim. Ama şunu da belirtmeden geçmeyeyim. Kefir bizde henüz yokken, Batı Avrupa’da hemen her ülkede satılıyordu. Neyse, sonuç olarak, ikisi de enerji veriyor, bağırsak aktivitelerini düzenliyor. Daha pek çok işe yarıyorlar. Merak eden internette bayağı bir bilgi bulabilir. Ama bence en önemli yanları ikisinin de içinde aktif maya bakterilerinin (vücudu koruyan yararlı bakteriler) bulunması.

Tadında sorun yaşarsanız 
Bu arada bu iki içeceğin tadı hiç hoşunuza gitmeyebilir. Ben yıllarca bozayı bir türlü sevemedim.
Üstelik keyif için arabaya atlayıp Levent’ten Vefa’ya boza içmeye giden bir ailenin ferdi olmama rağmen… Dört, beş yıl “bağnazlık etmenin alemi yok” dedim kendi kendime. Ve tekrar içmeye başladım. Bu kez tadına bayıldım. Ayrıca tarçınlı, sarı leblebili bir ritüeli var. Bu da insana çok çekici geliyor doğrusu.
Kefirin tadı ise malum ekşi. Ayrana bence bir hayli benziyor. Ama ayran sevip kefirden haz etmeyen tanıdıklarım da var.
Eğer bu iki doğal içeceği tadı yüzünden içemiyorsanız, eczanelerde “immunity (İngilizce’de bağışıklık sistemi)” adından türetilmiş birtakım destekler de mevcut. Onların da temelinde aynı fikir var: Yararlı bakterilerin sayısının çoğalması…
Bence onlardan da kullanabilirsiniz.
Sonuç olarak ben doktor değilim ama bunlar da ilaç sayılmaz. Biliyorsunuz, bu tür destek ürünleri başta Kuzey Amerika olmak üzere pek çok coğrafyada ‘drug strore’ adı verilen marketlerinde reçetesiz olarak satılıyor.
Bu iki içeceğin yanında bir üçüncüsünü önereceğim size. Küçük dilimlere ayrılmış başparmak kalınlığında zencefil, küçük dilimlere ayrılmış dörtte bir elma, ıhlamur, tarçın ve ada çayını karıştırıp kaynatın, bir kaşık balla için. Boğaz ağrısından hemen kurtuluyorsunuz.
Bu arada yeni öğrendiğim birkaç bilgiyi sizinle paylaşacağım. Büyük bir sağlıklı yaşam şirketinin uzmanı, bir arkadaşıma anlatmış. 

Oruçta ne yapmalı? 
Eğer Ramazan’da oruç tutuyorsanız, orucunuzu açarken birkaç zeytin, birkaç hurma, birkaç lokma ekmek, daha doğrusu açlığınızı bastıracak bir şeyler yemeniz gerekiyor. Esas yemek ise sahurda yeniliyor. Ve o yemekten sonra da uyunulmaması tavsiye ediliyor.
Niye dersiniz? Eğer orucu bu şekilde tutarsanız, karaciğeriniz tamamen temizleniyor. Yani vücudun en önemli organlardan birinin ömrünü uzatıp iyi çalışmasını sağlıyorsunuz.
Osmanlı’da iftariyelik ve yemeklik diye iki kategori varmış. İftariyelikler son derece sadece yiyeceklerden oluşuyor. Özbekistanlı bir tanıdığıma sordum, sizde nasıl diye. Onlarda da iftarda az bir şey atıştırılıp, esas yemek sahurda yenilirmiş.
Yazıyı okuduktan sonra “bir hafta ne güzel evde yatıp film izliyordum şimdi hastalanmadan her gün çalışacağım” diyenlerdenseniz, söyleyecek fazla bir sözüm yok.
Benim yazım hastalanmaktan nefret edenlere…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*